Sinemanın Derviş’i;
Derviş Zaim
|
Sinemanın Derviş’i;
Derviş Zaim
|
 |
|
10. Uluslararası Eskişehir Film Festivalinin 3 gün 3 yönetmen 3 senaryo atölyesinin 3. gününde, Tabutta Röveşata, Filler ve Çimen, Çamur ve Cenneti Beklerken filmlerinin yönetmeni Derviş Zaim bizlerle birlikteydi.
İletişim Bilimleri Fakültesi Doç Dr. Rüveyde Akyürek konferans salonunda yapılan atölye çalışmasında Zaim, “Yönetmen Olmak”, “Uzun metraj ve kısa metraj filmlerde 3 perde kuralı”, “Klasik film anlatısının özellikleri”, “İyi bir Senaryonun özellikleri”, “Oyuncu motivasyonu ve yönetimi” gibi konuları, usta- çırak ilişkisi içinde anlattı. Derviş Zaim kısaca kendisinden bahsettikten sonra esprili bir dille “Arkadaşlar bugün size klasik bir filmde olması gereken öğeleri anlatmaya çalışacağım. Aklınıza bir soru gelirse lütfen sözümü yarıda kesip sorun. Aksi takdirde aynı soruyu sormak için bir yıl beklersiniz”. sözleriyle atölye çalışmasına başladı.
3 Perde kuralı ve klasik anlatı
İlk olarak, “İyi, kalıcı bir senaryo nasıl yazılır?” sorusunu katılımcılara yönelten Zaim, sorusunu kendisi yanıtlayarak klasik bir film yapmak için 3 perde kuralını iyi bilmek gerektiğini söyledi. İyi bir senaristin dramatik yapının kurallarını iyi bilmesinin ve bu kuralları o dramatik yapının içine iyi yedirmesinin önemini vurguladı. 3 perde kuralının dramatik yapıyı kurmak ve klasik bir film yapmak için en önemli basamaklar olduğunu ve bunların; karakter, karaktere engeller koymak ve çatışma olarak tanımlandığını söyledi. Bu üç faktörün olduğu yerde iyi bir film olduğunu belirtti.
Katılımcıların sorularına cevap olarak, kısa metrajlı filmlerde uygulanan 3 perde kuralının uzun metrajdan farklarından bahsetti. Kısa metrajlı filmin başlı başına bir tür olduğunu, anlatılacak konuyu uzun uzadıya anlatmanın mümkün olmadığını, kısa, net ve direkt bilgi verilmesi gerektiğini; verilen bilgi ile seyircide tokat atılmış etkisi yaratmak gerektiğini söyledi. Zaim bunlara ek olarak “ İyi bir senarist, iyi eşleşme yapan, iyi birleştirme yapan ve iyi bir olay örgüsü kuran kişi demektir” sözleriyle, iyi bir senaristin nasıl olması gerektiği konusundaki düşüncelerini perçinledi.
Yönetmen olmak!
Derviş Zaim iyi bir senarist olmak kavramını ele aldıktan sonra, iyi bir yönetmen nasıl olunur sorusu hakkında da katılımcılara bilgiler verdi. İyi bir yönetmen olmak için iyi bir bakış açısının olması, bu iyi bakış açısını iyi kullanılması ve esnek bir kişiliğe sahip olunmasının gerekliliğinden bahsetti. Zaim sözlerine yönetmen adaylarının unutmaması gereken şu cümleleriyle devam etti. “Bir yönetmenin maddi ve manevi sınırlılıkları olmalıdır. Maddi derken ekonomik bir sınırlılıktan bahsetmiyorum. Maddi sınırlılık demek, bir filmi çekebilecek teknolojiye sahip olmak demektir. Kubrick fantastik öyküsü olan bir filmini yıllarca çekmecesinde saklamıştır. Bu, Kurbick’in parasının olmaması ile ilgili bir konu değildir. Filmini çekebilecek teknolojiye sahip bir film endüstrisinin olmadığına ve filmini bu şekilde rezil etmek istememesine işarettir. O halde her yönetmen elindeki paradan ziyade, o filmi çekebilecek şartların olup olmadığına bakmalıdır. Maddi sınırlılık budur. Bir de yönetmenin manevi sınırlılıkları olmalıdır. Yönetmen para için kendi etik değerlerine uymayan bir filmi çekiyorsa, o kişi yönetmen değil başka bir şeydir.”
Zaim yönetmen olmak için sahip olunması gereken özelliklerin altını çizdi. Yer yer katılımcılara esprili üslubuyla filmlerinden hatıralarını anlattı. Bir sahneyi nasıl kurduğunu, oyunculara mizansenleri nasıl verdiğini, çekim ölçeklerini nasıl çizdiğini örneklerle anlattı.
Atölyenin son bölümünde oyuncu yönetimine de değinen yönetmen, oyuncu ve yönetmen arasındaki etkileşim konusunda da bilgiler verdi. Bir oyuncuya nasıl direktif verilmelidir, oyuncudan istenilen performans alınamadığı zaman neler yapılabilir ve bir oyuncuya nasıl davranılmalıdır konularının üzerinde duran Zaim, oyuncunun da insan olduğunun unutulmaması gerektiğini vurguladı. Oyuncunun performansının düşmesi durumunda, ona başka mizansen verilmesi, eğer o da işe yaramıyorsa, oyuncunun motivasyonunu olumsuz yönde etkilemeyecek şekilde karşılıklı konuşulması gerektiğini ancak oyunculukla ilgili sorun çözülemiyorsa bu noktada yönetmenin; açı değiştirmek, objektif değiştirmek gibi bazı teknik hilelerle istediği verimi bir şekilde alması gerektiğini söyleyerek atölye çalışmasını bitirdi.
Haberin resimleri için Tıklayınız
Cem Güler
KAPAT |
|
|
| Festivalden Kareler
|
|
Zeki Demirkubuz Atölyesine Yoğun İlgi
|
Zeki Demirkubuz Atölyesine Yoğun İlgi
|
 |
|
Uluslararası Eskişehir Film Festivali kapsamındaki atölyeler yedinci sanatın usta isimlerini ağırlamaya devam ediyor. Bu atölyelerden biri olan Zeki Demirkubuz Bir Film Yapmak atölyesi 8 Mayıs günü gerçekleştirildi. Atölyeye öğrenciler yoğun ilgi gösterdi.
Demirkubuz atölyeyi öğrencilerin merakı doğrultusunda yönlendirdi. İyi bir anlatıcı değilim, sorularınızla beni yönlendirirseniz sevinirim diyen Demirkubuz iki saat boyunca öğrencilerle karşılıklı olarak atölyeyi tamamladı. Başlangıç bir öğrencinin “ Bu aşamaya nasıl geldiniz?” sorusuyla atıldı.
Zeki Demirkubuz sinemaya başlamasını tesadüflerle açıklıyor. Birçok rastlantı sonucu sinemaya adım attığını belirten Demirkubuz “Sinemaya ilgi duymuyordum, sinemacı bir aile ya da ortamdan gelmedim ve bu ortam bana çok uzaktı yalnızca Dostoyevski’nin Suç ve Ceza isimli kitabını okuduktan sonra kafamda bir takım sorular oluştu ve edebiyat öyküleri yazmaya başladım” dedi.
Sinemaya atılmasında en önemli unsurlardan bir diğerini ise Türk sinema tarihinin ünlü isimlerinden biri olan Zeki Ökten ile tanışması olduğunu belirtiyor. 1994 yılına kadar reji asistanlığı yapan Demirkubuz, 1994 yılında ilk filmi C Blok’u yapmış. Aradan 3 yıl geçtikten sonra ikinci filmi olan Masumiyeti çeken Zeki Demirkubuz sinemada işçi olarak çalıştığı yılların getirdiği sezgilerle bu filme başladım diyor. Sinemanın mucizevî, yüksek anlamla oluşmuş yanını Masumiyet’ten sonra öğrendiğini vurgulayan Demirkubuz, “gerçek sinema serüvenim Masumiyet’ten sonra başladı ondan sonrakiler daha zor tuhaf bir yöne gidiyor dikkatli izleyici bunu sezer. Gidişat hala bu şekilde devam ediyor” dedi.
Sinemanın genel ahlaktan beslendiğini belirten yönetmen, anlama sanatı olarak adlandırdığı sinemayı sindirmeye çalıştığını belirtiyor.
Haberin resimleri için Tıklayınız
Fulya Dereli- Tülay Dur
KAPAT |
|
|
ÇAĞAN IRMAK’IN MASAL DÜNYASI
|
ÇAĞAN IRMAK’IN MASAL DÜNYASI
|
 |
|
10. Uluslararası Eskişehir Film Festivali, Çağan Irmak’ın yönetmenliğini yaptığı “Ulak” filmine ve söyleşisine ev sahipliği yaptı. Söyleşide Ulak’ın oyuncularından Yetkin Dikiciler ve Feride Çetin seyirci ile buluştu.
Antalya Film Festivalinde en iyi erkek oyuncu ödülü alan Yetkin Dikiciler, Babam ve Oğlum’un çekimleri sırasında Çağan Irmak senaryosundan ve Ulak’tan bahsedince çok sevdiğini söyleyen Dikiciler; “Filmin bıçak sırtında olduğunu düşündüm ilk senaryoyu elime aldığım zamanda filmin çekimleri bittikten sonra izlediğimde de hep aynı his içimde uyandı” diye konuştu.
Feride Çetin ise daha önce set muhabirliği yaparken Babam ve Oğlum’un setinde Çağan Irmak ile tanışmış. Bu tanışmanın ardından bir yıl sonra telefonu çalmış ve Ulak filminin ekibine dâhil olmuş. Ulak filminde dilsiz ve dünya ile pek ilişkisi olmayan bir kızı oynayan Feride, “benim için çok güzeldi çünkü Çağan’ın oyuncular ile ilişkisi mükemmel bana çalışmamamı söyledi senaryoyu bir kere okudum” dedi.
Film için bir Kilyos’da bir set inşa edilmiş, ayrıca filmdeki çocuk karakterlerde tiyatrodan ya da sinemadan çok uzak isimler değil Çağan Irmak çocuk oyuncuları, Ümit Çırak atölyesinde eğitim alan çocuklar arasından seçmiş.
İzleyicilerin sorularına da yer verilen söyleşide Yetkin Dikiciler ve Feride Çetin yönetmenin yerine soruları cevaplamaya çalıştı. Çağan Irmak’ı hala çocuk olarak nitelendirirken genelde aynı oyuncuları seçmesine de “Çağan için her film bir yolculuk ve oda bu yolculuğa sevdikleri ile çıkıyor” diye açıkladılar.
Haberin resimleri için Tıklayınız
Tülay Dur
KAPAT |
|
|
Türk Sinema'sında Yapımcı Sıkıntısı Var
|
Türk Sinema'sında Yapımcı Sıkıntısı Var
|
 |
|
10. Uluslararası Eskişehir Film Festivali kapsamında gerçekleştirilen söyleşiler devam ediyor. 4 Mayıs 2008 pazartesi günü Sinema Anadolu'da "Tatil Kitabı" filminin gösteriminden sonra yapılan söyleşiye; filmin yapımcısı Yamaç Okur ve oyuncularından Harun Özüağa katıldı. Filmin yönetmeni Seyfi Teoman ise ailesindeki bir sağlık sorunu nedeniyle söyleşiye katılamadığı için Yamaç Okur aracılığı ile izleyicilere özrünü iletti. Yamaç ve Özüağa'nın izleyicilerle gerçekleştirdiği sıcak sohbet zaman zaman Türk sinemasının sıkıntılarına zaman zaman ise filmin içeriğine dairdi.
Yönetmenler yapımcının uğraşması gerekenlerle kendileri uğraşmak zorunda kalıyor.
Türkiye'de çok iyi yönetmenlerin bile yapımcı bulmakta sıkıntı yaşadığını söyleyen Okur, " Rüştünü ispatlamış çok iyi bir yönetmen olan Ümit Ünal bile yapımcı bulamıyor. Yönetmen, yapımcının yapması gereken işlerle kendisi uğraşmak zorunda kalıyor" dedi. Bu açıdan bakıldığında Seyfi Teoman'nın şanslı bir yönetmen olduğunu ifade etti. Başarılı bir film çektiklerine inandığını söyleyen yapımcı, İstanbul Film Festivali'nin takdiri ile 2 ödül almalarına rağmen yine de mütevazı olunması gerektiğini belirtti. Öte yandan uzun metrajlı film çekiminde ön yapım aşamasının önemli olduğunun üstünü çizen Okur, "Film yapımında ön yapım aşaması çok önemlidir. Biz filmdeki karakterleri elemeler sonucu seçtik. Böyle yapmasaydık Harun ve diğer arkadaşlar filmde olmayacaklardı." dedi.
Avrupa'da da Nuri Bilge Ceylan filmlerine benzetildi.
İzleyicilerden gelen Nuri Bilge Ceylan'ın "Mayıs Sıkıntısı" ve Reha Erdem'in "Beş Vakit" filmlerine benziyor yorumları üzerine, Yamaç Okur aynı karşılaştırmalarla özellikle Avrupa'da da karşılaştıklarını söyledi. Öte Yandan ünlü yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın Avrupa'da bir ekol haline geldiğini fakat Seyfi Teoman'ın sinemasını yönetmenin kendisinin uzakdoğu sinemasına benzettiğini belirtti.
Çukurova Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunu olan Harun Özüağa filmde başarılı bir iş çıkarttıklarına inandığını, projenin rol aldığı ilk film olması nedeniyle heyecanlı olduğunu söyledi. Özüağa, " Seyfi Teoman ve film ekibinin bana güvenmesi benim için mutluluk vericiydi. Seyfi bana kafasındaki hayali anlattığında ben bunu başarabileceğime inandım ki sanırım hayallerini gerçekleştirdik" dedi.
Film gösterimleri ve söyleşilerin devam ettiği 10. Uluslararası Eskişehir Film Festivali izleyicilerden ve gelen konuklardan güzel tepkiler almaya devam ediyor. Birçok şehirlerden gelen sinema severlerin genç yönetmenlerin filmlerinin ve klasik sinemanın bir araya getirildiği festivali hayranlıkla takip ettiklerini ve kendi şehirlerinde de benzer aktivitelerin olması gerektiğini söylüyor.
Haberin resimleri için Tıklayınız
Ali Kahraman
KAPAT |
|
|
Ünlü Yönetmen Engin Ayça Suna filmi ile Festivaldeydi
|
Ünlü Yönetmen Engin Ayça Suna filmi ile Festivaldeydi
|
 |
|
Türk sinemasının önemli isimlerinden Engin Ayça’nın yazıp yönettiği Suna filminin söyleşisi 9 Mayıs günü Sinema Anadolu’da gerçekleştirildi. Söyleşiye yönetmen Engin Ayça’nın yanı filmin oyuncularından Gülsen Tuncer’de katıldı.
Engin Ayça Suna filminde Türk siyasal tarihi yakın döneminin önemli unsurlarından olan 68 gençliğini sorguluyor. Filmde 68 kuşağında yaşamış 4 fakülte arkadaşının ileri yaşlardaki sorunları, hayal kırıklıkları anlatılıyor.
Gülsen Tuncer Suna filmiyle ilgili olarak 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinde küçük insanlar büyük trajediler yaşadılar bu film o küçük yaşamların içindeki büyük trajedileri anlatıyor dedi.
Filmde değinilen bir diğer konu ise Türk geleneksel yaşamındaki kadın unsuru. Engin Ayça Türkiye’de kadınların boşluk duygusu içinde olduğunu, her şeyleri olsa dahi evde olma durumundan mutlu olmadıklarını belirtti. Filmde Suna’yı Türkan Şoray canlandırıyor.
Haberin resimleri için Tıklayınız
Fulya Dereli
KAPAT |
|
|
Tanrının Unuttuğu Yerde “O Gün”
|
Tanrının Unuttuğu Yerde “O Gün”
|
 |
|
Jacob Berger “O Gün” filmiyle 5 Mayıs pazartesi günü Sinema Anadolu’da izleyicilerle bir araya geldi. Berger, O Gün filminin bir senaryoyu farklı bakış açılarıyla gözler önüne serdiğini ve bu durumun sinemayı sanat yapan belli bir duygu veya konu için bakış açıları yaratabilmesi olarak açıkladı.
Filmin çekildiği yer 15 binadan oluşan bir alan. Genelde Tanrı’nın unuttuğu yer olarak adlandırılan yerde film çekileceği söylenince insanlar oldukça şaşırdığını belirten Berger, bu binaların sıra dışı tasarımları içinde sıra dışı kişiler yaşadığını ve olayların da bir o kadar sıra dışı geliştiğini söyledi. Bu yaşam alanının etrafında binalardan başka bir şey olmadığını vurgulayan Berger burada insanların birbirlerinin her yaptığının şahidi olduklarını ancak yapılanları görmezlikten geldiklerini belirtti.
Öğrencilere tavsiyelerde de bulunan Berger “Bir konu ya da olayı sizden önce farklı yönetmenler ele almış olabilir bu sizi sakın kaygılandırmasın sizde o konuyu kendi bakış açınızla sergileyin” dedi.
Haberin resimleri için Tıklayınız
Fulya Dereli
KAPAT |
|
|
Cahil Cesareti
|
Cahil Cesareti
|
 |
|
Eskişehir konuklarını ağrlamaya hız kesmeden devam ediyor. 10. Uluslararası Eskişehir Film Festivali kapsamında gösterime giren "İyi Seneler Londra" adlı filmin söyleşi gerçekleştirildi. Filmin yönetmeni Berkun Oya ve başrol oyuncusu Ülkü Duru 9 Mayıs 2008'de gerçekleştirilen gösterimin ardından izleyicilerin sorularını cevapladılar. Yapılan söyleşide izleyicilerden olumlu tepkiler alan Oya ve Duru film hakkında merak edilenleri sinemaseverlerle paylaştı.
"İyi Seneler Londra" filmi bir üçlemenin ilk filmi.
Filmin yapım aşamasını iyleyicilerle paylaşan yönetmen Berkun Oya, filmde eksik kalan noktalar olduğunu ve bunların filmin devamı niteliğinde çekilecek olan "İyi Seneler Bolvadin-İstanbul" iki filmde giderileceğini söyledi. Tiyatrodan gelen biri olarak sinemaya uzak olduğuna değinen Oya "Sinema alışkın olduğum bir şey değildi. Sinemanın kalıcılığı uzun sürüyor. Fakat ben tiyatroyu daha çok seviyorum o anlık bir şey sihir gibi." dedi. Filminde doğaçlamalara izin vermediğine söyleyen başarılı yönetmen filmin tamamının senaryodan oluştuğunu söyledi.
Filmdeki karakterlerin devamı gelecek.
İzleyicilerin karakterler hakkındaki sorularını yanıtlayan Berkun Oya, çekilecek olan diğer filmlerde karakterlerin devamına ver vereceğini belirtti. Öte yandan zıtlıklardan yararlandığına değinen yönetmen filmde geçem Firuz karakterine atıfta bulunarak " Sevdiğimiz bir köpeğin o esnada elimizi ısırması gibi zıtlıklar vermeye çalıştım. Çünkü sevgi kadar nefretimi uyandıran şeyler yazmayı seviyorum." dedi. Bu projeyi aslında tiyatro olarak düşündüğünü daha sonra sinema olduğunu söyleyen Oya, gelen olumlu tepkilerden hoşnut kalarak "Bu iş aslında bir cahil cesaretiydi" diyor.
Abartı yok
Filmde "Yaşar Nur" isimli ünlü bir sanatçıyı başarılı bir şekilde canlandıran Ülkü Duru, canlandırdığı karakterin ve oyunculuğunun abartılı olmadığını savundu. İzleyicilerin aşırı uç bir karakter olduğunu söylemesine karşın Duru " Filmde oyunculuk açısından bir abartı yok. Yaşar'ın karşılaştıkları hergün başımıza gelebilecek şeyler değil. Günümüzde başımıza bir şey gelmese bile böyle tepkiler verebiliyoruz. Bu açıdan bakıldığında verilen tepkilerin az olduğunu söylemek bile mümkün. Ben olsam daha fazlasını yapardım" dedi.
Haberin resimleri için Tıklayınız
KAPAT |
|
|
Festivalin Yıldızlı Geceleri Etkinliğininde Değişiklik
|
Festivalin Yıldızlı Geceleri Etkinliğininde Değişiklik
|
|
10 Mayıs Cumartesi günü yapılacak olan Festivalin Yıldızlı Geceleri Etkinliği 9 Mayıs Cuma gününe alınmıştır. yapılan değişiklik Festival Programı sayfasından takip edilebilir.
Web Master
KAPAT |
|
Sıradan insanların hikâyesi
|
Sıradan insanların hikâyesi
|
 |
|
İstanbul ile Adana arasında taşımacılık yapan bir kamyon şoförünün hikâyesi olan Rıza filminin yönetmeni Tayfun Pirselimoğlu söyleşisi 6 Mayıs Salı günü Sinema Anadolu’da yapıldı.
“Hiçbiryerde”, “Kuartet”, “Dayım”, “ Güz Sancısı”, “”Otel”, “İz” gibi filmlerin yönetmeni olan Pirselimoğlu son filmi Rıza için “Hep kafamda var olan bir hikâyeydi ve hiçbir oyuncu para almadan çalıştığı için de bağımsız bir proje oldu.” dedi.
Filmlerinde özellikle sıradan insanların yaşantılarını konu alan Pirselimoğlu yanınızdan geçip giden herkesin bir öyküsünün var olduğunu ve biraz kazındıkça altından ilginç şeyler çıkabileceğini söylerken Rıza’nın da bir otel odasında şehirle ve hayatla olan kavgasının hepimizin hayatında başka şekillerde yer aldığına vurgu yaptı.
Filminde neden fon müziği kullanmadığı sorusuna Pirselimoğlu “Şehrin bir melodisi var ve bu melodi filmin müziği olmaya uygundur. Çünkü hiçbir müzik filmin ritmini bu kadar tamamlayamazdı.” diye yanıt verdi.
Senaryosunun da Pirselimoğlu’na ait olduğu filmde suç işlemek temasının yoğun olarak işlendiği görülüyor. Pirselimoğlu, herkesin suçları ve günahlarının olduğunu ve her şeyin başladığı yere döndüğünü, filmdeki bazı sahnelerle bu geri dönme halinin betimlendiğini söyledi.
Günümüzde sinema yapmanın zor olduğuna değinen Pirselimoğlu , bunu 12 Eylül sonrasında toplumun sanatı algılama biçiminin ve taleplerinin değişmesine bağladığını belirtti. Gerçekten iyi filmler çekmek isteyen kişiler tavsiye olarak, iyi birer izleyici olmaları ve kısa film çekmeyi denemelerini önererek sözlerini noktaladı.
Haberin resimleri için Tıklayınız
Esra Koçak
KAPAT |
|
|
LEYLA ÖZALP İLE KAMERANIN ARKASI
|
LEYLA ÖZALP İLE KAMERANIN ARKASI
|
 |
|
Anadolu Üniversitesi 10. Uluslararası Eskişehir Film Festivali kapsamında yönetmen yardımcılığı dâhil pek çok görev yapan Leyla Özalp öğrencilerle buluştu.
Yavuz Turgul, Atıf Yılmaz gibi pek çok yönetmenle 28 sinema filminde yardımcı yönetmen, yönetmen asistanı, yapım koordinatörü, görevli yapımcı ve yapımcı olarak çalışmış olan Özalp deneyimlerini öğrencilerle paylaştı. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde ilk kez kamera arkasındaki 6 kadın sinemacıya verilen “Bilge Olgaç Başarı Ödülü”nü de alan Özalp değişen sinema sektörü ve dijitalleşmeye vurgular yaptı.
1989- 1991 yılları arasında da Eskişehir’i bir film ve bir dizi yapmak için ziyaret ettiğini belirten Leyla Özalp, “filmleri yaparken burada öğrenci gençlerle çalıştım çok başarılı ve okulunuzun imkânları çok güzel” diye konuştu. Sinemanın bellek olduğundan bahsederken de toplumun belleksiz olduğuna ve bellek içinde ülkenin film üretmesi gerekliliğine vurgu yaptı. En son 2004 yılında Yavuz Turgul ile Gönül Yarası filminde yönetmen yardımcısı olarak çalışan Özalp, “Artık her şey dijital, filmlerde çok zor anlar yaşardık ama değerdi. Herhangi bir işi yaparken keyif almak önemlidir. Ben de sinemadan keyif alıyordum” dedi. Film çekerken başına gelen olayları; maddi boyutu, ekipman boyutu ve zaman boyutu açılarından anlatan Leyla Özalp, film sektöründe kullanılan malzemenin nasıl yeni teknoloji ile yer değiştirdiğini ve bunun sinemacılara nasıl yararlar sağladığını anlatırken, “Şimdi masraflar arttı, zaman artık yetmez oldu ama kaliteli iş yapmak ve dijital ile tek kamera ile çekim yapmak bile mümkün.”diyerek öğrencileri yüreklendirdi.
Film çekmek isteyen öğrencilerin sorularına da cevap veren Özalp,” Neyin filmini neden yapıyoruz sorusu en büyük sorunuz olsun. Bunun içinde hayata karşı gözlerinizi hep açık tutun her şeyi not edin, bir gün işinize yarar. Eğer bir film çekmek istiyorsanız mutlaka çekin korkmayın. ” diye sözlerine son verdi.
Haberin resimleri için Tıklayınız
Tülay Dur
KAPAT |
|
|
İki Yapım Şirketi İflas Etti
|
İki Yapım Şirketi İflas Etti
|
 |
|
10. Uluslararası Eskişehir Film Festivali yabancı konukları ağırlamaya devam ediyor.
Norveç'li yönetmen Christopher Nielsen, "Özgür Jimmy" adlı filmiyle izleyici ile buluştu. 5 Mayıs 2008 Pazartesi günü Sinema Anadolu'daki gösterimin ardından sinema severlerin karşısına çıkan Nielsen, filmin yapım aşaması ve gelecekteki projelerine değinirken Eskişehir hakkındaki izlenimlerine de yer verdi.
6 yıllık bir yapım aşaması ve 12 milyon avro'luk bütçesiyle iki yapım şirketinin batmasına sebep olan yapıt Norveç'in önemli filmleri arasına giren "Özgür Jimmy" izleyiciden olumlu tepkiler aldı. Maliyetinin çok yüksek olduğunu espirili bir dille anlatan filmin yönetmeni Christopher Nielsen, "Yapım aşamasında filmin maliyeti ortaya çıkınca hesaplamalardan sonra filmin kendini kurtarabilmesi için 4 milyon nüfuslu Norveç'te filmi herkesin 5 kere izlemesi gerekiyordu. Bizde ingilizce uyarlamasını yapmaya karar verdik" dedi. Söyleşide filmin Stuttgart Animasyon Film Festivali'nde ödül kazandığı haberini ilk kez Eskişehirli izleyicilerle paylaştı.
Aynı hataları tekrarlamam.
Yeni projesi için çalışmalara başladığını söyleyen Christopher Nielsen, "Yeni bir projem var hatta senaryosu bile hazır. Fakat ilk filmde yaptığım hataları tekrarlamayacağım. Çıkarttığım derslerle filmi çok daha ucuza çekebilirim" dedi. Öte yandan ilk filmindeki karakterlerin kendisine ait 25 kitabından alındığını söyleyen Nielsen aynı karakterleri başka bir film projesinde kullanamayacağını çünkü yapımcının onları kendi malı olarak algılamasından yakındı.
Gerçekleştirilen sıcak sohbette Eskişehir ve Türkiye hakkındaki görüşlerinin sorulması üzerine Christopher Nielsen izlenimlerini şöyle aktardı:"Türkiye'nin Avrupa'dan farklı olmadığını biliyordum fakat buraya gelip görünce daha iyi anladım.
Başarılı yönetmen Eskişehir'e tekrar ve daha uzun süre kalmak için geleceğinin müjdesini vererek izleyicilerle vedalaştı.
Haberin resimleri için Tıklayınız
Ali Kahraman
KAPAT |
|
|
Film festivali kapsamında Norveçli çizgi romancı Christopher Nielsen 5 Mayıs Pazar günü Güzel Sanatlar Fakültesindeydi
|
Film festivali kapsamında Norveçli çizgi romancı Christopher Nielsen 5 Mayıs Pazar günü Güzel Sanatlar Fakültesindeydi
|
 |
|
Nielsen 2006 yapımı animasyon filmi Free Jimmy’nin yapım sürecini öğrencilerle paylaştı. Öğrencilere animasyon yapımının inceliklerini ve detaylarını anlatan Nielsen gelen sorulara ise içtenlikle yanıt verdi. Öğrencilerin çok büyük ilgi gösterdiği söyleşide Nielsen filmin yapım öncesi, yapım ve yapım sonrası yaşadıklarını detaylı olarak anlattı.
Christopher Nielsen’in yayımlanan 24 çizgi romanından ilki 1980 yılında basılmış. 90’lı yılların ortalarında ise çizgi romanlarındaki karakterlerle bir televizyon serisi yapmış. Seks, şiddet ve uyuşturucu üçgeninde geçen Free Jimmy’nin temeli ise bu televizyon serisindeki durağanlıktan kurtulmak amacıyla atılmış. Nielsen Free Jimmy’i 2000 yılında uyuşturucu nedeniyle kaybettiği abisine adadığını belirtti.
Free Jimmy’nin kirli ve kasvetli dokusunu yakalamak için çok uğraştıklarını ve farklı filtreler kullandıklarını belirten Nielsen, standart Disney animasyonlarına alternatif bir görsellik amaçladıklarını ifade etti. Filmdeki karakterlerin reel gözükmemesini, abartılı ve farklı bir dokuda olmalarını istediğini belirten Nielsen üç boyutlu unsurların yapaylığından kurtulmak için çizgileri kullanarak daha organik ve canlı bir doku elde ettiklerini ifade etti.
Christopher Nielsen filmde kullandıkları animasyon tekniklerini ve programlarını da öğrencilerle paylaştı. Animasyonda müziğin de önemli bir yeri olduğunu belirten Nielsen post-punk ve Rock müzik türlerine Free Jimmy de yer verdiklerini ifade etti. Animasyon filme ilgi duyanlar için çok yararlı bir söyleşi gerçekleştiren Nielsen öğrencilere animasyon yapımında yol gösterecek tavsiyelerde de bulunarak atölye çalışmasını bitirdi.
Haberin resimleri için Tıklayınız
Fulya Dereli
KAPAT |
|
|
| Festivalden Kareler
|
|
Engin Ayça
|
Engin Ayça
|
 |
|
Kısa mı uzundan, uzun mu kısadan!
10. Uluslararası Eskişehir Film Festivali kapsamında düzenlenen 3 gün, 3 yönetmen, 3 senaryo atölyesi, ikinci gününde Engin Ayça’yı konuk etti. İletişim Bilimleri Fakültesi, Doç. Dr. Rüveyde Akyürek salonunda gerçekleşen atölye çalışmasında, “Sinema nedir?”, “Bir öyküyü yazma sebeplerimiz nedir?”, “Kısa film nedir? Kısa film uzun metrajlı filmin kısa hali mi?” sorularının cevapları arandı.
Katılımcılar arasından seçilen Derya Tokul’un senaryosu atölyede incelenmeye hak kazandı. Doğu Anadolu’daki töre evliliklerinden yola çıkarak oluşturulan “Evlenme” adlı senaryo üzerinden “bir kısa filmde neler olmalı ya da olmamalı” konuları üzerinde duruldu.
Kısa film uzun metrajlı filmin kısaltılmış hali midir?
Engin Ayça beş saat süren atölye çalışmasına “Sinema nedir?” sorusuyla başladı. Ünlü yönetmen bu soru doğrultusunda, sinemayı kendi kriterleri çerçevesinde değerlendirerek, sinemanın genel bir tanımını yaptı.
Türkiye’de kısa film algısının yanlışlığına da değinen Ayça, “kısa metrajlı filme uzun metrajlı bir filmin içinden cımbızla çekilip alınmış bir bölümmüş gibi yaklaşıyoruz. Oysaki kısa metrajlı bir film başlı başına konusuyla, özgün içeriğiyle, çekim açıları ve ölçekleriyle bir filmdir. Kısa filmin özelliği sonunda herkesi şaşırtmaktır ama bazı kısa filmler anlatımıyla da takdir toplayıp festivallerde ödüller alabilir. Ancak siz kendi kültürünüzü anlatan, özgün eserler ortaya koymaya çalışın. Günümüzde belki de en önemli şey budur.” dedi.
Haberin resimleri için Tıklayınız
Cem Güler
KAPAT |
|
|
Film söyleşileri Ara filminin yönetmeni ve oyuncuları ile yapılan söyleşiyle başladı.
|
Film söyleşileri Ara filminin yönetmeni ve oyuncuları ile yapılan söyleşiyle başladı.
|
 |
|
10. Uluslararası Eskişehir Film Festivali’nde artık bir gelenek haline gelen söyleşiler 4 Mayıs Pazar günü başladı. Festivalde bu yıl 13 film söyleşisi yer alıyor. Söyleşiler film gösterimlerinin hemen ardından gerçekleşiyor. Seyircinin karşısında az önce izlediği filmin yönetmen ve oyuncularını görmesi oldukça heyecan verici. Bu yılki söyleşi filmlerini ise yakın dönem Türk filmleri oluşturuyor.
Festival kapsamındaki gösteriminin ardından düzenlenen söyleşisinde “Ara” filminin Yönetmeni Ümit Ünal ile filmin 3 ana karakteri; Selen Uçer , Serhat Tutumluer ve Erdem Akakçe izleyicilerle bir araya gelerek onların sorularını yanıtladılar.
Bir Ümit Ünal filmi olan Ara çok ufak bir bütçeyle çekilmiş. Yönetmen Ümit Ünal filmi çekmeye başlamadan önce bütçenin oldukça kısıtlı olduğunun farkında olduğunu belirterek “bu yüzden film tek mekân yani bir apartman katında geçiyor” dedi.
Ara filmi yönetmeni Ümit Ünal’ın 9 ve Anlat İstanbul’un ardından üçüncü uzun metrajlı filmi. İki hafta gibi kısa bir sürede çekimleri biten film, İstanbul Film Festivalinden Serhat Tutumluer’e en iyi erkek oyuncu, yönetmeni Ümit Ünal’a ise jüri özel ödülünü kazandırdı. Oyuncuların hepsi tiyatro kökenli. Ünal bu durumu filmde çok fazla performansa dayalı sahne olması ile açıklıyor.
Ara filminin konusu ise şöyle; Film dört kişinin karmaşık aşk ilişkilerini anlatıyor. Ama hikayenin arasına pek çok farklı görüntü, başka filmlerden, reklam ve dizilerden görüntüler sızıyor. 10 yıllık bir zamana yayılan hikaye, bu görüntülerin arasında, zaman içinde ileri geri gidişlerle anlatılıyor. Ümit Ünal bu bir hecelik kelimeye oldukça fazla anlam katmış. Filmdeki tüm karakterler Ara’da kalma durumunu sergiliyor.
Haberin resimleri için Tıklayınız
Fulya Dereli
KAPAT |
|
|
HENK PENNINGA İLE BELGESEL TASARIMI
|
HENK PENNINGA İLE BELGESEL TASARIMI
|
 |
|
Anadolu Üniversitesi 10. Eskişehir Film Festivali kapsamında “Belgesel Tasarımı” söyleşisinde Henk Penninga öğrencilerle buluştu. Hollandalı yönetmen 1985 yılında Noorderlicht Film adlı yapım şirketini ülkesinde kurmasından itibaren yaptığı belgeselleri öğrencilerle paylaştı. İlk olarak küçük bir fragmanı sessiz ve altyazısız olarak öğrencilere izlettiren Peninninga; daha sonra öğrencilere beyin jimnastiği yaptırdı. Çeşitli parçalar şeklinde izlenen fragmanda öğrenciler neredeyiz, niçin buradayız, ne görüyoruz, sorularına yanıt aramaya çalıştı.
Henk Peninnga belgeselin aslında manipülasyona uğramış gerçeklik olduğunu çeşitli örneklerle anlattı. Söyleşide altyazı ve sesle izlenen belgesel hakkında yapılan beyin jimnastiği yerini, belgeselin tasarımı kısmına bıraktı.
İkinci kısımda Henk Penninga, “Old Dike” , “Kanal” adlı kendi belgeselini öğrencilere izletti. 20 günde çektiği bu 61 dakikalık belgeselin yapım sürecini anlatan Penninga; Hollanda’nın Frieslan bölgesinde eski bir kanalı çekerken o bölgede oturan herkesle tek tek konuştuğunu ve filmde izlenen yolun aynısını katettiğini söyledi.
Penninga’nın belgeseli, konusu bakımından geniş ama kişiyi sıkmaması yönünden izleyicilerden de övgüler aldı.
Haberin resimleri için Tıklayınız
Tülay Dur
KAPAT |
|
|
120 çocuk ve Münevverin hikayesi
|
120 çocuk ve Münevverin hikayesi
|
 |
|
Bir kadının gözüyle Birinci Dünya Savaşı’nın ve 120 çocuğun öyküsünün anlatıldığı 120 filmine ve ardından filmin yönetmeni Murat Saraçoğlu’yla yapılan söyleşiye izleyici büyük ilgi gösterdi.
Bu yıl onuncusu düzenlenen Uluslararası Eskişehir Film Festivali, üçüncü gününde 120 filminin yönetmeni Murat Saraçoğlu’nu ağırladı.
Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Ruslar Erzurum’a saldırır ve cepheye cephane götürmek gereksinimi doğar. Bu görevi 120 çocuk gönüllü olarak üstlenir. Filmin senaristi ve yönetmenlerinden biri olan Özhan Eren’in Kafkas Cephesi çocuklarına ithaf ettiği 120’nin gösterimi ve söyleşisi Espark Cinebonus’ta yapıldı.
Söyleşi Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nden Yard. Doç. Dr. Aysun Yüksel tarafından gerçekleştirildi. Yüksel, yönetmen Murat Saraçoğlu’na ilk olarak çocuk oyuncularla çalışmanın ne gibi sıkıntılar doğurduğunu sordu. Saraçoğlu filmde oynayan çocukların tamamının Vanlı ve gönüllü olarak çalıştıklarını, çocuklar oralı oldukları içinde öyküye hâkimiyetlerinin arttığını ve bu nedenle de küçük zorluklar dışında onlarla hiç sıkıntı yaşamadıklarını söyledi.
Yüksel’in aynı zamanda öykü yazarı olan Saraçoğlu’nun kendi öykülerini çekmek isteyip istemediği sorusu üzerine Saraçoğlu “ Zaten bu benim hayalim ve bununla ilgili çalışmalarım var. En yakın zamanda gerçekleştirmek istiyorum.” dedi.
Bir seyircinin “Filminiz milliyetçi öğeler barındırıyor. Bu konuda eleştiriler aldınız mı?” sorusunu Saraçoğlu, “Evet böyle eleştiriler aldım ama bu hikayeyi belli bir dengede anlatmak zordu çünkü oradaki insanların hayat endişeleri var ve bu da işi zorlaştırır. Filmi belli kodlarla okumak gerekir.” diye yanıtladı.
Saraçoğlu söyleşinin son sorusu olan filminin anlatıcısının kadın olmasının özellikle mi yoksa ailenin kalan tek ferdi olması nedeniyle mi tercih edildiği sorusuna “Savaşta üzülen öncelikle analar ve kadınlar bu nedenle bu hikaye aslında Münevverin hikayesi bence, asıl merkez Münevver.” Yanıtını verdi.
Haberin resimleri için Tıklayınız
Esra Koçak
KAPAT |
|
|
REİS ÇELİK ATÖLYE
|
REİS ÇELİK ATÖLYE
|
 |
|
3 GÜN 3 YÖNETMEN 3 SENARYO
Reis Çelik’in “ Niye geldiniz? Sinemacı mı olacaksınız? O halde düş kurmak üzerinden yola çıkalım…” sözleriyle, Uluslar arası Eskişehir Film Festivalinin 3 gün 3 yönetmen 3 senaryo atölyesi başladı. Anadolu Üniversitesinin Festival kapsamındaki atölye günlerinin ilk konuğu “Işıklar Sönmesin, Hoşça kal Yarın, Mülteci” gibi filmlerin yönetmeni Reis Çelik idi.
Anlatmak ve Yol Bilmek bir de Eşek ile İnsan
3 gün 3 yönetmen 3 senaryo atölyesi “Senaryo nedir?”, “Bir senaryo da olması gerekenler”, “Senaryo yazarken dikkat edilecek önemli unsurlar” gibi başlıkların, otuz senaryo arasından birinci seçilen “Yolculuk” adlı kısa filminin senaryosu üzerinde irdelenerek başladı. Reis Çelik “Bir insan bir öyküyü nasıl anlatır hep merak etmişimdir. Bende öykülerin peşine düştüm. Öykülerin peşine düşünce haliyle öyküleri anlatan insanları buldum. Tunceli’nin bir dağ köyüne kadar gittik. Gözüme bir adam ve eşeği ilişti. Eşek ve insan benim hayatımda ilgimi çeken en önemli ikililerin başında gelir. İnsan ve eşek arasındaki farkları düşünürüm. Eşek ile insanın aklı birdir ama yolda yürürken birden yolları ayrılır. Eşek insandan daha iyi yol biliyordur ve bunun aksine insanın aklı vardır. İnsan olayları anlatmaya başlayınca eşekle ilişkisi biter. Demek ki insan derdini anlatabilmeli. Eğer anlatamıyorsa o zaman bir sorun vardır! İşte sinema da insanın derdini anlatması için en etkili yollardan biridir.” Diyerek sözlerine başladı. Çelik, anlatma yetisinin öneminden bahsettikten sonra, sinemayı neden seçtiğine değinir. “ilk başlarda gazeteci olma hayaliyle geldim İstanbul’a. Yaşım daha 13’tü ve kimseyi tanımıyordum. Yanımda yalnızca benden üç yaş büyük amcam vardı. İstanbul’da yağmur yağıyordu ve çamur olmuştu her yanımız. Bir adresi ararken sırılsıklam olmuştuk. Titriyorduk ikimizde ve bir kahvenin önüne geldik. İçeri gireceğiz ama sandalyeler var kapının önünde, neden diye sorgularken, sandalyelerin üstünden atlayarak içeri girdik. Elinde çay tepsisi bir amca geldi, birer çay istedik. Adam yüzümüze baktı ve “evlat kapıdan değil de, neden pencereden girdiniz?” dedi. Çok şaşırmıştık. Oysaki bizim oralarda pencere odanın tepesinde olur. İlk gördüğümüz pencereden içeri girmiştik. Aslında kendi tabirimle biz İstanbul’a pencereden girmiştik. Gel zaman git zaman hayallerimi süsleyen gazetecilik mesleğiyle tanışmıştım. Fırtınalı dönemlerdi. 80’li yılların en buhranlı dönemleri hapse girip çıkmıştım. Ve tarih 1982, artık gazeteciydim. Yıllarca gazetecilik mesleği içerisinde değişik yerlerde ve görevlerde bulunduktan sonra, 90’lara doğru Televizyonculuk yaptım. Sonrada her ikisini bırakma kararı aldım. İçimdeki sinema aşkı bedenimi yakarken anladım ki ben, gazete ya da televizyonda derdimi anlatamıyordum. Sinemaydı yapmak istediğim. Bu şekilde yola çıktım” sözleriyle kendi kişisel macerasını katılımcılarla paylaştı.
Darb-ı Mesel
Reis Çelik, aslen doğulu olduğunu ve doğu’da bir olay anlatılmadan önce onun usturuplu, daha anlaşılır bir şekilde anlatmak için temsiller kullanıldığını ve bunlara da darbı mesel adı verildiğini söyledi. Küçük yaşlardan itibaren büyükleri tarafından hikâyeler anlatılarak büyüdüğünü sözlerine ekledi. Çelik “Bir marangoz ustasını anlat desem nasıl anlatırdınız?” sorusunu katılımcılara yöneltti. Marangozun genel özelliklerini herkesin anlatabileceğini, bir senaristin ise marangozun görünenin arkasındaki dünyasını; evinde nasıl yemek yediğini, çocuklarına, eşine bakışını, hitap şeklini hatta kaşığı tutuş biçiminden, ağzına götürüşüne kadar her şeyini detaylarıyla bilmesinin ve derin gözlemler yapabilmesinin gerekliliğini vurguladı. İyi bir senaristi diğerlerinden ayıran farkın bu derin gözlem ve bunu yaşayan cümleler kurarak anlatmak olduğunu, bir senaristin edebi kaygısının olmaması gerektiğini, yaşayan cümleler kurmanın kaygısını yaşaması gerektiğini belirtti. Çelik,”Yaşamadığın şeyleri yazarsan yerinde sayarsın, bir adım öteye gidemezsin” diyerek bu konu ile ilgili sözlerini bitirdi.
Ve İnat Hikâyeleri…
Tunçel Kurtiz’le inat hikâyelerinin çekimine gidişlerini anlatan yönetmen “en çok doğduğum diyarda, Çıldır’da bir otel olmamasına şaşırmıştım. Tunçel, belediye başkanın odasında çek yatta ben ise belediyenin hesap işleri odasında yatıyordum. Bir gün Tunçel’e şu yaşlı amcaya sor bakalım AB’ye girsek ne olacak diye! Tunçel’de sordu. “amca AB’ye girelim mi, girmeyelim mi? Amca önce pek umursamadı, belki de duymuyordu. Tunçel bir daha sorunca şöyle bize baktı ve dedi ki “oğul sizin ayakkabılarınız cilalı, ceketleriniz gıcır gıcır, bana baksana birde! Ayağımda ayakkabım yok, üzerimdekilerde yamalı. En iyisi siz gidip önden girin duruma göre belki bizde arkadan gelip gireriz.” dedi, inanılmazdı. Bunca yıllık Avrupa serüvenini edebiyatçıların anlatmakta aciz kalacağı cümlelerle, metaforlarla, anlatmıştı.” Diyerek sözlerini noktaladı.
Üç gün sürecek atölyenin ikinci gününde Engin Ayça ve üçüncü gününde ise Derviş Zaim katılımcılarla bir araya gelecek.
Haberin resimleri için Tıklayınız
Cem Güler
KAPAT |
|
|
MÜLTECİ FİLMİ YÖNETMENİ REİS ÇELİK VE OYUNCULUK PİYES SİNEMASEVERLER İLE BULUŞTU
|
MÜLTECİ FİLMİ YÖNETMENİ REİS ÇELİK VE OYUNCULUK PİYES SİNEMASEVERLER İLE BULUŞTU
|
 |
|
Aşiret, devlet ve mülteci olmak kavramlarına ayrı ve çözüm getirmek amacıyla bakan “Mülteci” filmi yönetmeni Reis Çelik ve oyuncu Luk Piyes bugün Anadolu Üniversitesi’nde sinemaseverler ile buluştu. “Işıklar Sönmesin”, “Hoşçakal Yarın”, “İnat Hikâyeleri”, “Nazım Hikmet Ziyaretçin Var” adlı filmleri ile tanınan Reis Çelik, filmin yapım aşamasını keyifli bir dille anlattı. Gerçek bir hikâyeden yola çıkarak senaryoyu yazan Çelik, Almanya da mülteci kampından izin alamadığı için Kırklareli ilinde bir mülteci kampı kurduğunu belirtti. Bir buçuk yıl çekim ile uğraşan yönetmen ve oyuncular “Almanya’da parasızlık ve bürokrasi yüzünden çok çektik, tren istasyonu ve havaalanı çekimine para vermemek için hep kaçak çekim yaptık” diye filmin çekim sürecini anlattılar. Almanya’dan Kars’a kadar uzanan filmde, festivalden yangına kadar her şeyin zamanı ayarlandığını, Almanya’daki festival için aylarca üç milyon insanın toplanmasını beklediklerini söylediler.
Filmin başrol oyuncusu Luk Piyes ise yönetmen Reis Çelik ile Almanya’da bir film galasında karşılaştıklarını, kendisine Şirvan rolü teklif edildiğinde, senaryoyu okuduktan sonra rolü tereddütsüz kabul ettiğini söyledi. Filmin konusunun kendisine yabancı olmadığını kendisinin yıllarca Almanya’da mültecilere sosyal yardım veren bir kurumda çalıştığını, mülteciler ile çalışırken daha kötü olaylarla karşılaştığını belirten Luk, film yumuşatılmış ve hafifletilmiş dedi.
Reis Çelik oyuncu seçimi yaparken doğaçlama yapabilen oyuncuları tercih ettiğini, oyuncunun doğaçlama yapmasının kendisini cezbettiğini, sinemacıların rol yapmaktan halktan koptuklarını söyledi. Çelik, “Eğer senaryoyu verip diyalogları onlara bırakırsam film benim benim için keyifli hale geliyor” diyerek kameranın yalan kabul etmeyeceğini anlatmaya çalıştı.
Filmlerini epik bir yaklaşımla çekmeye çalıştığını anlatan Reis Çelik; hikâye anlatıcısı olarak halka ortaoyunculuktan gelen anı, zaman ve mekan üçgeninde filmini sunmaya çalıştığını ,daha sert bir film çekerek ilgi odağı da olabileceğinin farkında olduğunu ancak konuya hiç dokunmadan anlatmaya çalıştığını, insanoğlunun var olduğundan beri mülteci olduğunu ancak kendisinin sorununun aslında kapitalizm ile olduğunu söyledi. Çelik, “Kapitalizm insanları mülteci, fakir ya da başka bir şey yapıyor, sistem insanı yönlendiriyor” diyerek filmin sorunsalını ortaya koyduğu söyleşiyi bitirdi.
Haberin resimleri için Tıklayınız
Tülay Dur
KAPAT |
|
|
Anadolu Üniversitesi 10. Uluslar arası Eskişehir Film Festivali’ne Visconti ile Merhaba
|
Anadolu Üniversitesi 10. Uluslar arası Eskişehir Film Festivali’ne Visconti ile Merhaba
|
 |
|
Anadolu Üniversitesi 10. Uluslararası Eskişehir Film Festivali açılışını “Visconti ile 100 Yıl” sergisi ile yaptı. Sergi; Anadolu Üniversitesi Çağdaş Sanatlar Müzesinde bugün sanatseverler ile buluştu. İtalyan sanatçı Luchino Visconti’nin kendi fotoğraflarından, filmlerinden karelerden, mücevher ve kıyafetlerden oluşan sergiye; Rektör Prof. Dr. Fevzi Sürmeli, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Nüvit Gerek, Prof.Dr. Nezih Varcan, Prof. Dr. Ömer Zühtü Altan, Festival Koordinatörü Prof.Dr. Gülseren Güçhan, İletişim Bilimleri Fakültesi Dekanı Nazlı Bayram, Prof. Dr. Naci Güçhan, Prof.Dr. Levent Kılıç ve pek çok öğretim üyesi katıldı.
Sergi Kuratörü Mimar Luciano Calosso, İtalyan yönetmen Luchino Visconti’nin fotoğrafları ve filmlerinden karelerle 100 yılını anlatmaya çalışan serginin amacının, iki yüz yıl arasında kültürel açıdan son derece ilginç olan bir dönemde ortaya çıkan ve sadece İtalyan kültürüne değil aynı zamanda Avrupa kültürüne de etkileri olmuş büyük bir kişiliği mümkün olduğunca en geniş kitlelere anlatmak olduğunu belirtti.
Üç ana noktadan oluşan sergi mücevherler, fotoğraflar ve kıyafetlerle göz kamaştırdı. Sergiye kuratörlük yapan mimar Luciano Carlosso ve Kostüm Tasarımcısı Enrika Barbanoya göre sergi; daha çok başka ülkelerde gösterilmek için hazırlanmış ve sözden çok resimlere yer verilme özelliğine sahip. Film şeridi şeklinde dizayn edilen fotoğraflar Visconti’yi en iyi anlatan nokta olarak Kuratörün aklına gelmiş. Film şeridi etkisini de konukların daha çok ilgisini çekmek için karışık düzenleyen ekip; Visconti’nin kendi ailesi ve çalışma odası gibi ünlü yönetmenin özel hayatından kareleri de sergiye eklemişler.
Sergide gösterime sunulan mücevherleri kostüm tasarımcısı olarak çalışırken bir mücevher sanatçısında bulan Enrika Barbano, bunu iyi bir tesadüf olarak nitelerken “Bu mücevherler Visconti’nin filmleri için yapılmış göz kamaştırıcı şeyler” diye bahsediyor.
İtalya Büyükelçiliği, Kültür Ataşesi Angela Tangianu ise sergiden söz ederken daha çok Anadolu Üniversitesi ile işbirliği konusuna değindi. Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fevzi Sürmeli ile konuşmanın kendileri için onur duyduğunu ve Sürmeli’nin ayrıcalıklı ve donanımlı bir insan olduğu üzerinde durdu. Geçen yıl ortak düzenlenen bir konserle konuk oldukları Anadolu Üniversitesine bu yıl da grafik sanatları ile ilgili bir sergi ve “Visconti ile 100 Yıl” sergisi için işbirliği yapmanın kendilerini memnun ettiğini sözlerine ekledi.
Sergide filmlerde kullanılan mücevherlerin yanı sıra, ANNAMODE 68 Sinetiyatral terzi evi tarafından dikilen 19. YY ortalarına ait iki kadın kıyafeti de ziyaretçilerle buluştu. Konuklar tarafından çok ilgi gören kıyafetler ihtişamına uygun olarak keman ve gitar eşliğinde izleyenlere eşsiz bir tat sundu.
Türkiye’de sadece Eskişehir’de 10. Uluslar arası Eskişehir Film Festivali kapsamında açılan sergi; Romanya’da Sibio kentinde, Napoli’de İskiya Adasında açılmış. Kuratör Luciano Carlosso serginin İtalya’da sadece Napoli’ye açılma nedenini 2006 yılında vefat eden Visconti’nin mezarının İskiya Adasında olması olduğunu söyledi. Serginin bundan sonra Bahreyn, Beyrut ve Çin’de ki Visconti hayranları ile buluşacak.
Visconti Sergisinin Resimleri için Tıklayınız
Tülay Dur
KAPAT |
|
|
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ 10. ULUSLARARASI ESKİŞEHİR FİLM FESTİVALİ DÜN YAPILAN AÇILIŞ TÖRENİ İLE BAŞLADI
|
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ 10. ULUSLARARASI ESKİŞEHİR FİLM FESTİVALİ DÜN YAPILAN AÇILIŞ TÖRENİ İLE BAŞLADI
|
 |
|
10. Uluslararası Eskişehir Film Festivali 3 Mayıs 2008 Cumartesi günü görkemli bir açılış töreniyle seyirci ile buluştu. Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fevzi Sürmeli nin Sinema Anadolu da yaptığı açılış konuşması ile başlayan törene Tarık Akan, Hale Soygazi, Fadik Sevin Atasoy ve Serhat Tutumluer gibi birçok ünlü sinema oyuncusu da konuk olarak katıldı. Ayrıca açılış töreni sinema emekçilerine verilen ödüllerle taçlandırıldı. 10. Uluslararası Eskişehir Film Festivali 12 Mayıs 2008 Pazartesi gününe kadar sinemaseverlerle buluşmaya devam edecek.
Festivale ev sahipliği yapan Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fevzi Sürmeli konuşmasında festivalin gelecek yıllardaki hedeflerine ve festivalin önemine değindi. Toplumu ileri taşıyabilecek en önemli kurumun üniversiteler olduğunu söyleyen Sürmeli, Uygarlık yolu bilim, sanat ve kültürden geçer. Anadolu Üniversitesi olarak biz bilimin sanat ve kültürle birleşip gelişmesini kendimize görev sayıyoruz dedi. Prof. Dr. Fevzi Sürmeli bu amaç doğrultusunda festivali gerçekleştirmenin kendileri için gurur verici olduğunu belirtti. Öte yandan onuncusu düzenlenen Uluslararası Eskişehir Film Festivali'nin gelecek yıllarda genç sinemacılar için kendilerini geliştirebileceği ve üretebileceği bir konuma gelmesi için çalışacaklarını söyleyen Sürmeli, uluslararası platformda da kendilerine yer edineceklerini kaydetti.
Bu yıl onuncusu düzenlenen Uluslararası Eskişehir Film Festivali tarafından onur ödülüne layık görülen Tarık Akan bundan dolayı çok mutlu olduğunu belirtirken tüm olumsuzluklara rağmen yeni nesilden umutlu olduğunu söyledi. Akan, Genç sinemacılardan ileride gerekli mesajları verebilecek kişiler çıkacağına inanıyorum. Yeter ki onlar vazgeçmesinler dedi. Tarık Akan son olarak sinemanın emek isteyen bir uğraş olduğunu söyledi. Onur ödülü alan bir diğer sanatçı Hale Soygazi ise hayatında birçok ödül almasına karşın Uluslararası Eskişehir Film Festivali tarafından verilen ödülün yerinin başka olduğuna değindi. Soygazi , Anadolu Üniversitesi çok güzel bir üne sahip ve çatısı altında birçok sinemacı yetiştirdi ve de yetiştirmeye devam ediyor. Bundan dolayı bu ödül benim için çok özel bir yere sahip olacak dedi. Öte yandan tartışma yaratan, sorunları ve çözümlerini gösteren filmlere ihtiyacımız olduğunu belirten ünlü oyuncu, bu ödülün bu yolda yapacakları için teşvik edici olduğunu söyledi. Festival'de yer almaktan dolayı çok mutlu olduğunu belirten Soygazi, Seneye yine gelmek istiyorum. Ödül almasam da ne görev verilirse yaparım dedi.
10. Uluslararası Eskişehir Film Festivali nde Sevim Okyay ve Arif Keskiner ise sinemaya emek verenler dalında ödüllendirildirildiler. Gecede ayrıca; yönetmen Derviş Zaim, Yönetmen ve Yazar Işıl Özgentürk, Sinema Yazarı Agah Özgüç, Anadolu Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Yalçın Demir, Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Esra Biryıldız dan oluşan seçici kurul tarafından belirlenen sinema kültürüne katkı ödülleri sahiplerini buldu. Hollandalı yönetmen Henk Peninga tarafından takdim edilen mansiyon ödülü ; Akıntıya karşı yüzülebilir mi? Sinema endüstrisinde küreselleşme ve sinema dergisindeki izler adlı makalesi ile Yard. Doç Aysun Yüksel’in ve Duygusal Zekânın Peşinde Stanley Kubrick adlı makalesi ile Yard. Doç. Dr Murat Ünal’ın çalışmalarına verildi.
En iyi sinema makalesi ödülü ise; Kristofher Nielsen tarafından Hüseyin Köse nin Hollywood filmlerinde entelektüel kimliklerin temsili adlı makalesine verildi.
Agâh Özgüç ün takdimiyle verilen en iyi sinema kitabı ödülü, Hasan Akbulut un Kadına Melodram Yakışır adlı eserine verildi.
Tv’de yayınlanan en iyi sinema programı ödülü Fadik Sevin Atasoy tarafından; CnnTürk’ te yayınlanan Hayatım Sinema programı yapım ekibini temsilen Defne Alphan ve Muammer Brav’a verildi.
Ödül Töreninin ardından açılış filmi olarak yönetmen Aleksandr Sukorov un, Aleksandra adlı filminin gösterimi yapıldı. Gösterimden sonra ise Anadolu Üniversitesi Akademik Kulüp’te düzenlenen kokteyl ile konuklar ve festival ekibi keyifli bir gece geçirdiler.
Açılış Töreni Fotoğrafları için Tıklayınız
Ali Kahraman- Tülay Dur
KAPAT |
|
|
| Festivalimiz hakkında yurt dışında çıkan haberlere ulaşmak için tıklayınız www.filmfestivals.com
|
SEVGİLİ İZLEYİCİLER LÜTFEN BİLET ALMADAN ÖNCE OLASI DEĞİŞİKLİKLER İÇİN FİLM GÖSTERİM ÇİZELGESİNE GÖZ ATINIZ
|
SEVGİLİ İZLEYİCİLER LÜTFEN BİLET ALMADAN ÖNCE OLASI DEĞİŞİKLİKLER İÇİN FİLM GÖSTERİM ÇİZELGESİNE GÖZ ATINIZ
|
|
SEVGİLİ İZLEYİCİLER LÜTFEN BİLET ALMADAN ÖNCE OLASI DEĞİŞİKLİKLER İÇİN FİLM GÖSTERİM ÇİZELGESİNE GÖZ ATINIZ
Web Master
KAPAT |
|
Festival Programında Değişiklik
|
Festival Programında Değişiklik
|
 |
|
Festival Programında elimizde olmayan nedenlerden dolyı değişiklik olmuştur. Yapılan değişiklikleri ve programın güncel halini Festival Programı sayfasında bulabilirsiniz
Web Master
KAPAT |
|
|
Film Festivalimiz Başlıyor
|
Film Festivalimiz Başlıyor
|
 |
|
"10. Eskişehir Film Festival" Cuma günü başlıyor
KAPAT |
|
|
|
|
|
TÜM HABERLER
|
|
|
 |
|
 |
|
 |
|
|